"LANGA’DAN HIYAR, BEYOĞLU’NDAN ADAM"
LANGA’DAN HIYAR, BEYOĞLU’NDAN ADAM
‘İnsanın canı Langa’dan hıyar, Beyoğlu’ndan adam çekiyor’ diyor bir şiirinde İbrahim Sadri. Kim bilir? Belki de ikisi de olmadığı ya da az rastlandığı içindir bu özlem.
İşsizlik almış başını yürüyor, ama insanlar ganyan kuponunun peşinde. Yoksulluk sınırı emekli maaşının yedi katına ulaşıyor, lakin insanlar ‘çarkıfelek’in büyüsüne kapılmış, dönen çembere bakıyor.
‘Tüket’ başlığı altında her türlü kredi ortaya saçılırken, ülkenin dört bir yanında icra ve iflaslar ile bambaşka dramlar yaşanıyor. Borçlanan diğerleri ise, sıra kendine gelene kadar hiçbir şeyin farkında olmuyor.
Yıllardır vatandaşın anası ağlıyor, kendi ağlıyor, evladı ağlıyor; ulvi ahlaka sahip basınımız bunu yok sayıyor. Ama Başbakan ve tayfası ağlayınca manşetlere taşınıyor.
8 senedir bu ülkede her türlü yolsuzluk, borçlanma, yoksulluk, adam kayırma, bölücülük faaliyetleri oluyor, vatandaşa medyanın içinde alenen hakaret ediliyor, lakin bazı fanatikler ‘delikanlı adam, yapar’ diyebiliyor. İşte insanın o an canı Langa’dan hıyar, Beyoğlu’ndan adam çekiyor.
Her türlü değer yozlaştırılıyor. Daha bugün karşıma çıkan bir örneği paylaşayım sizlerle. İstanbul Unkapanı’ndaki İMÇ Blokları’nı bilmeyen yoktur. En azından Plakçılar Çarşısı’nı… Bir zamanlar filmlere bile konu olduğu üzere, insanlar buraya kendilerini kanıtlamak, bir kaset çıkarabilmek hayaliyle gelirlerdi.
Nice dramlar vardır o çarşının koridorlarında… Fakat yapılan mücadelenin temeli ‘kendini, sesini, şarkıcılığını’ kanıtlamak üzerineydi. Bu nedenle de müziğin türü ne olursa olsun, piyasaya çıkan sanatçılar tanınır, kendi dalında da bir kalite sergilerdi.
Sonra ne olduysa oldu, her önüne gelen şarkı söylemeye, kaset, cd çıkarmaya başladı. Ortalık şarkıcı kılıklı yetersizlerden geçilmeyince, klip sahibi olmak kriter oldu. Plakçısı klip maliyetine giren, değerini gösterebiliyor ve diğerlerinden ayrılmayı başarıyordu.
Bugün İMÇ’nin Plakçılar Çarşısı bloğunun tam girişine asılmış bez afiş, toplumca geldiğimiz noktayı, insanların kısa yoldan köşeyi dönme telaşını kullanmanın yolunu kanıtlıyor gibiydi. Afişte ‘950 TL’ye klibiniz çekilir’ yazıyordu.
Bu iş bu kadar ucuzlaşmıştı. Çünkü kimse hiçbir şeyin bedelini ödemek istemiyordu. Bir şekilde tüketiyor, tükettiğini tanımıyor, tükettiği insanları bunalımlı bireyler haline getiriyor ve sonra yenisine bakıyordu.
‘Yırtma’ sevdasında olanlar da çarkın içinde para harcıyordu. Zira tüm sistem ‘tüket’ baskısı altında eziliyordu. İşte afişi görünce insanın canı yine Langa’dan hıyar, Beyoğlu’ndan adam çekiyordu.
Ve bu yapıdaki bir toplum 12 Eylül’ün yıldönümünde sandık başına gidiyor. Kendini kurtarma telaşına düşen bazıları yalanlarla, içini anlatmadan ‘evet’ istiyorlar. Yetmiyor Avrupa’daki dostları da Türkiye’nin ‘evet’ demesi gerektiği telkininde bulunuyor.
En önemlisi ‘hayır’ oyu kullanacakları da, darbeyi desteklemek, demokratikleşmeye karşı çıkmakla suçluyorlar. Bu referandumda herkes bir oy kullanacak. Fakat kimse demokratikleşme, anayasa değiştirme, darbecileri yargılama yalanı ardına sığınmasın.
12 Eylül Referandumu bazılarının paçasını kurtarma mücadelesidir. Mevcut iktidarın yaptıklarını onaylama ya da uyarma tercihidir. Bunu toplumun ne kadarının destekleyip, ne kadarının desteklemeyeceğini hep birlikte göreceğiz. İşte tam bu aşamada insanın yine canı Langa’dan hıyar, Beyoğlu’ndan adam çekiyor.
cetinunsalan@yahoo.com
|