"Anayasa Değişikliği Sürecini Unutmayın!"
Anayasa Değişikliği Sürecini Unutmayın!
Keser döner, sap döner, gün gelir hesap döner, demişler.
Bir zamanlar sahte evrak, asılsız iddia, kimliksiz ihbar üzerinden siyaset yapmaktan ve mağdur rolü oynamaktan hoşlanan birileri vardı değil mi?
İşte yukarıdaki söz onlar için..
Biz gelelim Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nin eylemlerine..
AKP iktidarının anayasa değişikliği sürecini tam bu noktada hatırlatmakta yarar var..
Genel Kurul’da sanki olağanüstü bir hâl varmış gibi kabul edilen anayasa değişiklik paketini Çankaya’daki Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün aynen onaylamasının ardından Yüksek Seçim Kurulu, referandum tarihini yasaya göre belirledi ve 120 gün sonra sandık başına gidilmesine karar verdi. Tarihi erkene almak isteyenlerin 60 gün hesabı sanırız tutmadı.
Değişiklik paketi yola çıktı ve akabinde Anayasa Mahkemesi’nin kapısını çaldı.
Sonra ne mi oldu?
Anayasa Mahkemesi hiç kuşkusuz inceleme sürecinde bütün hukukî yaptırımlar eşliğinde paketi ele alarak kararını verdi ve alınan karar kamuoyu ile mahkeme başkanı Haşim KILIÇ tarafından paylaşıldı!
***
Böylesine akıcı bir sürecin ardından Türkiye için tehlikeli bir durum ihtimaller arasında mıdır ne dersiniz?
Çünkü “sivil darbe” hesapları büyük darbe yiyeceği için yeni sahte evrak, yeni asılsız iddia, yeni kimliksiz ihbarlar (velev ki) havada uçuşursa ve bunlarla bağlantılı yeni tutuklama dalgaları gelir ise ne olur?
Pekâlâ, anayasa değişikliği ile ne amaçlanıyor olabilir?
Bu değişikliği Anayasa Mahkemesi ile Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun üye yapısını değiştirip yargıyı hükümete bağlı hale getirmeyi amaçlayan bir anayasa değişikliği olarak mı yoksa gerçekten bağımsız bir yargı ile halkın çıkarlarını savunan yeni bir sivil anayasa yaratmayı amaçlayan bir değişiklik olarak mı ele almalıyız?
Bu soruların yanıt bulacağı yer tabii ki referandum sandığı olacaktır.
Halk oylamasının 12 Eylül’de yapılması bu nedenle tarihi bir fırsat sayılmalıdır!
***
12 Eylül öncesi bir emekli eğitimcinin söylemlerine gelin bir göz gezdirelim..
Mehmet Halil Arık, “Ya tarih olacağız; ya tarih yazacağız” vurgusu üzerine diyor ki:
Tarih kolay yazılmaz!
Bunun için tarihi bilmek kadar haklı olmak da, ahlâklı olmak da mert olmak da gereklidir.
Tarihin kara sayfalarına, lanetlerden nasiplenmek için yazılmayı göze almak ise budalalıktır!
İnatlaşma ile tarih yazılmaz.
Böyle yola çıkanlar tarihin kara sayfalarında kaybolup gitmeye mahkûmdur.
İş inada binmişse bir kez, bir de ‘ne pahasına olursa olsun’ fetvası verilmişse, çıkış yoktur.
Kara sayfalarına gömeceği tarih bir gün gelecektir! Geçici başarılarla başları dönenler, kazandıkları mevzide kalabilmek adına kurdukları tezgâhların, komploların altında er geç kalacaklarını bile bile ‘yola devam’ çığlıkları atarak, peşlerinden kitleleri sürükleme çabasına girdilerse sonun başlangıcı gelmiş demektir.
Hırsız kaçarken, kendisini kovalayanlarla birlikte, ‘hırsızı yakalayın’ diye bağırırsa, kurtulma şansı yaratır kendine. Zira bir süre sonra hırlı hırsız ayırt edilmez olur. Hırsızın taktiğini uygula. Rakibin seni ne ile suçluyorsa sen de aynı silahla vur ona! Saldırı en büyük savunmadır. Savunmayı da kıran saldırıdır.
Kıran kırana kansız savaş, sivil darbe, yobaz zulmü sürmektedir.
Ya uyanıp hakkın olan yöntemlerle hesap soracaksın, ya da tarih olacaksın!
Karar günü geldi çattı!
YASİN GÖKDOĞAN
|